Kriz ve Risk Yönetimi
Kriz Yunanca’da “karar” anlamına gelen, “bir kuruluşun bütününü, bütünlüğünü etkileme potansiyeli olan herhangi bir olay” olarak tanımlanıyor.
Bu günün gündemine oturan bu sözcük, eskilerde “sinir krizi” veya “kalp krizi” olarak bilinirdi. Sonraları “körfez krizi”, “ekonomik kriz” “döviz krizi” “siyasi kriz”, “hükümet krizi” gibi kavramlarla karşımıza çıktı. Bu gün ise “küresel Kriz” ya da “global kriz”olarak karşımızda duruyor. Yani tüm dünyayı ilgilendiren ve etkileyen bir kriz gündemdedir.
Kriz olgusunda herkesin üzerinde anlaştığı temel özellikler bulunmamaktadır. Bir firma, ya da ülkede ortaya çıkan bir olgu kriz olarak nitelendirilirken, başka bir sektör veya ülkede aynı olgunun ortaya çıkması kriz olarak nitelendirilmeyebiliyor. Bu, sektörün ya da ülkenin gelişmişliği ile de ilgilidir. Gelişmiş bir şirkette ya da ülkede hiçbir etki yaratmayacak bir olay, az gelişmiş ya da gelişmekte olan küçük ölçekli sektörlerde çok kapsamlı, etkili ve olumsuz sonuçlar verebilmektedir. Bu bakımdan krizi yaratan olguların özelliklerinden hareketle genel bir kanı oluşturmak yerine, meydana gelen sonuçlar bakımından değerlendirilmesi daha akılcı bir yaklaşımdır. Krizlerde ortak özellik geniş kitleleri olumsuz yönde etkilemeleri ve bu etkilerinin uzunca bir dönem devam etmesidir.
Kriz Yönetimi
Krizleri aşabilmek için yönetmek, yönetebilmek için de bilmek gerekir. Herkesin bildiği bir söylemi burada tekrar edeceğim.“ölçmek bilmek, bilmek yönetmektir” Buradan krizin yönetilebilmesi için ölçülmesi ve bilinmesi gerektiği sonucu çıkar. Bunun zorluğu ortadadır. Kriz oluştuktan sonra ölç, etkilerini hesapla, bil sonra da ortadan kaldırmanın çarelerini ara ve bul. Bu sayede krizi yönetmiş olursun!
Bu bir kriz yönetimi midir? yoksa krizle mücadele etmek midir? İşte sorun buradadır.
Oysa kriz oluşmadan bunun risklerini hesaplamak, önlemlerini almak krizin meydana gelmesini önler ya da en azından şiddetini azaltır.
Burada İki yaklaşım var;
1. Risk yönetimi,
2. Kriz yönetimi.
Krizlerle boğuşan; pasif nesne olmak yerine; riskleri yöneten, aktif özne olmak!
Risk yönetimi yaklaşımı; önceden riskleri tespit edip, bunlara uygun önlemler geliştirmekle mümkündür ve bu yaklaşımın bedeli az, getirisi yüksektir.
Kriz yönetimi yaklaşımında ise; sorunlar ve krizler ortaya çıktıktan sonra çare ve çözüm oluşturmaya çalışılmaktadır. Bu yaklaşımın bedeli ağırdır.
Her kriz içinde bir fırsatı barındırır.
Kriz, Çince’de “tehlike” ve “fırsat” kelimelerinden meydana gelen bir sözcük, dolayısıyla içinde fırsatı barındırıyor. Risk yönetimi ise, kriz yönetiminin önemli bir parçasıdır. Riskleri iyi tanırsak, önlem alırsak ve çözüm üretebilirsek; yani yönetebilirsek krizler fırsat olabilir
İlginçtir ki buradaki fırsat kavramı bazıları tarafından farklı biçimde algılanmakta ve “global kriz” konusu bir araç olarak kullanılmaktadır. Kar eden, krizin etkisini henüz görmeyen kuruluşların bile işçi çıkarttıkları ve küresel krizin“bahane” olarak kullanıldığı görülmektedir.
Global kriz bahanesiyle işçi çıkartmak, çıkartılmayanları da daha çok çalıştırmak, ücretleri indirmek ya da dondurmak, yani açıkça emeği ucuzlatmak için krizi bir fırsat olarak görmek hiç de etik olmayan tek taraflı çıkara dayalı bir fırsattır.Daha doğru bir ifade ile bu fırsat değil “fırsatçılıktır.” İşyerinde hem iş barışını hem de güveni tehlikeye sokar. Bu yeni bir riske davetiye çıkartmak demektir.
Kriz’in aynı zamanda “fırsat” olabildiği duruma en güzel örnek geçtiğimiz yıllarda ülke olarak yaşadığımız, kriz nedeniyle mal satamayan sanayicimizin dış pazarlara mal satabilmek için kalitesini iyileştirmesi, maliyetlerini düşürerek, rekabet edebilmeyi öğrenmesidir. Bunu başarması, krizin fırsata dönüştürülmesidir. Böyle zorlanmalar olmadan gelişim uzun zaman alacak iken krizleri iyi yöneten değişimci, lider yöneticiler bu fırsatı iyi kullanmış ve işletmelerini dış pazarlara açmayıbaşarmışlardır.
Risk Yönetimi
Günümüzde herkesin ortak düşüncesi belirsizliği yönetebilmek veya neden olacağı zararı en aza indirmektir. Bu bize şu sözü hatırlatıyor: “Yağmurun yağmasını engelleyemezsiniz, ama yanınızda semsiye taşıyarak ıslanmaktan korunabilirsiniz.”
İngilizce kökenli olan ve dilimize “risk” olarak yerleşen bu sözcük ‘Zarar veya kayıp durumuna yol açabilecek bir olayın ortaya çıkma olasılığı’ anlamına geliyor. Tehlike ile eş anlamlı ve ileride ortaya çıkması beklenen, ama meydana gelip gelmeyeceği kesin olarak bilinmeyen olaylar için kullanılıyor. Gelecek ile ilgili bir kavramdır ve gelecek belirsizlik ifade ettiği için risk de belirsizlik hallerinde ortaya çıkan ve tehlikenin ciddiyetine verilen isimdir. Özetle risk kişinin sakınmak istediği zararın elemanıdır ve belirsizliği, şüpheyi, kayıp olasılığını ve zarar ihtimalini ifade eder.
Tehlike ise, kurum ya da insanların zarar görmesi, yaralanması, hastalanması veya bunların bileşimi olabilecek zarar potansiyeli olan durumdur.
Risk için, ‘bir belirsizlik halidir’ derken, her belirsiz durumun risk olarak nitelendirilemeyeceğini de belirtmemiz gerekir. Buradaki ayırım, belirsizliklerin hedefe giden yolda tehlike ile etkileşim düzeyidir.
Risk yönetimi, belirsizlikleri ve belirsizliğin yaratacağı olumsuz etkileri daha kabul edilebilir düzeye indirgemeyi hedefleyen bir disiplindir. Risklerin probleme ya da tehlikeye dönüşmeden belirlenmesini ve en aza indirgenmesini, faaliyetlerinin planlanması ve yürütülmesini kapsar. Risk yönetiminin temel hedefi, karar verme mekanizmaları için riskleri görünür ve ölçülebilir hale getirmek, sübjektifliği azaltmaktır.
Bir kişinin, bir proje veya şirketin, hedeflerine ulaşma sürecindeki belirsizliklerin, tanımlanması, analizi ve etkilerinin değerlendirilmesidir. Sonuçta “uygun karşı planlar”ın oluşturulması riskin yönetilmesi demektir.
Hedefe giden yoldaki tüm belirsizlikler, yönetimini gerektirecek risklere dönüşebilir.
Kaybetme olasılığı olarak da tanımlanan riskler çeşitlidir. Piyasa riski, kredi riski, itibar riski, seçim kaybetme riski, iş kazası riski vb. olabilmektedir. Burada, insan, hayvan kısaca canlı ve cevre sağlık ve güvenliği için risklerin sürekli varlığından ve bu riskleri en az düzeye indirebilmek için yönetilmesi gereğinden söz ediyoruz.
Riskler tamamen yok edilebilir mi? Bunun maalesef mümkün olmadığı söylenebilir. Ancak riskler- tamamen- yok edilemese de azaltılabilmektedir. Bunun da risk yönetimi ile mümkün olabileceği açıktır.
Risk yönetimi, risk analizi ve risk değerlendirme; gerekli önlemlerin önceden alınarak tehlikenin bertaraf edilmesi için yapılmaktadır. Çünkü bilinmektedir ki : “önlemek ödemekten ucuzdur”.
Risk yönetimi planlama ile başlar. Plan herşeyin başıdır. Plan bir araç, planlama ise bu araca işlerlik kazandırılmasıdır.Riskleri tanımlamak, analiz etmek gerekir. Analiz sözcüğü, analitik metodlarla sebep-sonuç ilişkilerinin ortaya konmasını ifade ediyor. Bir olayı analiz etmek, olayı irdelemek değil. Analiz etmenin, bilimsel yöntemleri var. Analitik çalışmalar da istatistik yöntemlerle gerçeklemeyi ve genellemeyi gerektirir.
Risk bağımlı bir değişkendir ve birçok bağımlı değişkenin etkisi altındadır.
Risk Değerlendirme
Risk değerlendirme; kendiniz,şirketiniz ve de işyerinizde çalışanlara zarar verebilecek şeylerin neler olduğunun dikkatli bir şekilde incelenmesidir. Risk değerlendirme sonucunda risklere karşı yeterli önlemler alınıp alınmadığı, zararın önlenmesi için ilave ne gibi önlemler alınması gerektiği belirlenmiş olacaktır. Burada amaç kurumunve de hiçbir çalışanın zarar görmeyeceğinden, yaralanmayacağından veya hastalanmayacağından emin olunmasıdır.
Risk değerlendirmede kıymet, açıklık gibi kavramlar var.
Kıymetin, risk analizindeki tanımı, korunması gereken herşeydir. Kıymetler, değeri olan elemanlardır. Açıklık ise bir kıymeti tehditlere karşı korumasız hale getiren kusurlardır.
Tehditler, açıklıları kullanarak kıymete zarar verirler. Bu nedenle açıklıklar, riskin en önemli nedenidirler.
Risk; kıymet, tehdit ve açıklığın bir fonksiyonudur.Karşı önlemleri almadan önce, büyük olan risk karşı önlemleri aldıktan sonra azalır. Karşı önlemler alınmadan önce sistemde mevcut olan riske taban riski, karşı önlemler alındıktan sonra sistemde mevcut olan riske ise geri kalan risk denilmektedir.
Kabul edilebilir (taşınabilir) risk seviyesi ise: kurumun kabul ettiği ve taşıyabileceği risk düzeyidir.
Risk kavramına; çevredeki fırsatlar ve tehditler bütünü şeklinde farklı yaklaşanlar da var. Aynen “kriz” kavramında olduğu gibi, risk almak bir fırsat olarak da görülebiliyor. Risk nasıl fırsat olabilir diye sorgulandığında; kriz dönemlerinde birçok firma işten eleman çıkartarak krizi atlatmayı düşünürken, bazı firmalar eleman alarak ve büyüyerek-bir anlamda risk alarak- krizi atlattıklarını söylemektedirler.
Kurumsal Risk Yönetimi
Kurumlardaki risk yönetimi sürecinde eylem planları oluşturulurken yetkilerin ve yetki alanınızdaki kaynakların neler olduğunun bilinmesi gerekir. Yetkisi olmayan kişilerin risk yönetmesi mümkün değildir. Planlama sırasında, risklerin oluşturacağı etkilerin, nasıl tolere edileceği de plana dahil edilmelidir.
Planlamanın ardından, riskleri belirleme sürecine geçilir. İyi tanımlanmamış bir hedef ve o hedefe gidecek yollar belirlenmemişse risklerin de doğru tanımlandığı söylenemez. Riskleri doğru belirleyebilmek için planlardaki her faaliyetin sorgulanması gerekir. Sorgulanmayan faaliyetlerdeki riskler, tehlikenin ortaya çıkana kadar farkına varılmasını engellerler. Riskin bir de böyle bir yanı var; “geç kalma riski”. Demek oluyor ki önce "farkındalık” geliyor. Bir tehlikenin olduğunu fark edene kadar tehlike için hiçbir şey yapmazsınız.
Riskleri bilmek yetmez. Somut sonuçlar ortaya koyabilmek için risklerin kurumun hedefleri ve stratejileri ile ilişkilendirilmesi gerekir. Diğer bir değişle kurumrisklerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi, kontrol sürecinin oluşturulması, gözetim ve raporlamanın düzenli olarak gerçekleştirilmesi gerekir.
Bu yaklaşımın başarıya ulaşabilmesi için, üst yönetimin desteğine ve aktif rol oynamasına, riskleri yönetmek için sorumlu bir birim oluşturulmasına, tüm risk çeşitlerinin ele alınması ve değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.
Riskler, belirlendikten sonra nitel ve nicel analiz safhası gelir. Risklerin ayrıştırılması önceliklerine göre sıralanması, şirket stratejilerine veya proje hedeflerine etkilerinin tanımlanması, kritiklik seviyesi, yüksek risklerin değerlendirilmesi birer zorunluluktur.
Risk Hesaplama Metodları
Risk analizinde bir çok teknik kullanılmaktadır. En yaygın ve basit olan iki temel risk hesaplama yöntemi, nicel (quantitative) ve nitel (qualitative) yöntemlerdir.
Bunlardan (Risk = Olasılık x Şiddet) formülü nicel risk analizinin temel formülüdür. Formülde olasılık; tehdidin olma ihtimaline ve şiddet; tehdidin etkisine (1, 2, 3.. gibi) sayısal değerler verilir ve bu değerler matematiksel ve mantıksal metotlar ile değerlendirilerek risk değeri bulunur. Bu formüle göre, sonuç ne kadar büyük çıkarsa, risk o kadar yüksektir. Bir tehdidin olma olasılığı çok az ancak, ortaya çıktığı zaman vereceği zarar çok fazla ise, orta derecede bir risk söz konusudur.
Diğer temel risk analizi yöntemi ise nitel risk analizidir. Nitel risk analizi riski hesaplarken ve ifade ederken nümerik değerler yerine “az, orta, çok”gibi tanımlayıcı değerler kullanır. Ayrıca, nitel risk analizi tehdidin olma ihtimalini kullanmaz, riskin sadece etki değerini dikkate alır.
Şirketlerin rekabetçi iş dünyasında varlıklarını sürdürebilmeleri, risklerini analiz etmeleri ve yönetmelerine, her şeyden önce çalışanların bu tür sistemleri uygulayabilecek düzeyde bilgi ile donatılmış olmalarına bağlıdır. Çünkü bilgi güçtür. Güçlü olmak; risklere karşı koymak, önlem almak, riski yönetmek demektir. Strateji, yön, öncelik, risk yönetimi sürecinde var olan şeylerdir.
Sonuç olarak; risk, iş yapmanın maliyetidir. İş yapanlar risk alanlardır. Risk analizi ve yönetiminin ana çıkış noktası budur.
Sorun olan riskin kendisi değil, kötü yönetilmesidir. Geleceğe yönelik beklentilerin iyi olması, politikaların güvenilir olması durumunda, riskin maliyeti düşecektir
Geleceği Yönetmek
İş hayatının bir kaçınılmazı olan kriz veya risk yönetimi, içinde birçok dinamikleri barındırır. Her an her şey değişebilmekte, olağanüstü dönemler her an olabilmektedir. Krizlere ilk tepki şaşkınlık iken, sonrasında piyasalarda durgunluk belirginleşir ve kontrol kaybedilmeye başlar. Eski yöntemler işe yaramamakta, kaos yavaş yavaş egemenliğini kurmaktadır.
Kriz öncesinde dikkat çekmeyen konular krizde insanları, piyasaları, şirketleri, hatta ülkeleri etkilemeye başlar. İnsanlar, altına, dövize olağanüstü yönelebilirler. Bir sözle borsa inebilir, döviz yükselebilir. Bunların hepsi krizlere hazırlıklı olunursa önlenebilir. Yani geleceği yönetmekle mümkündür.
Çok iddialı bir söylem olan “geleceği yönetmek” sözü ile anlatılmak istenen şudur: Bazı kurumlar proaktif olmayı, yani krizden önce krize hazırlanma yatırımlarını, getirisi hızlı olmadığı için masraf olarak nitelendirebilmektedirler. Bu düşünceyi değiştirebilmek ve gelecek yönetimi yaklaşımına geçmek gerekir. Geleceğin yönetebileceğine inanmayarak geçmişe ve bugüne odaklanan ya da klasik planlama yöntemleri ile krizle başetmeye çalışanlar kriz yönetiminde ciddi sorunlar yaşayacaklardır.
Gelecek yönetimi, geleceğin tahmininden değil, tasarımından geçmektedir
Eskilerde, “gelecek” konusu mistiklerin, falcıların, müneccimlerin, astrolog vb. kişilerin uğraş alanına girerdi. Yöneticiler ise, geçmişin verilerine bakarak bugünün değerlendirmesi ile meşgullerdi.
Günümüzde ise, devlet ve şirket yöneticileri ilgi alanlarını, bu günden, geleceğe yöneltmişlerdir. Geleceği, bu günden düşünmeye yönelten en büyük neden, yaşam temposunun hızlanması, teknolojinin insan yaşamına her alanda –olabildiğince- girmesi, sosyal yapılardaki ani değişimler, işletme yöneticilerinin ayakları üzerinde durmak ve gelecekte var olmayı istemeleridir.
Bu günden geleceği kestirmenin güçlüğü, geleceği tasarlamanın üstün bir özellik olarak algılanmasını sağlamıştır. Bu günü kurtarmak için gelecekten ödün vermek artık bu günün aklı başında ve öncü liderlerinin/yöneticilerinin gündeminde yer almamaktadır.
“Geleceğin yöneticisi” tanımı da “ problemler çıkınca çözüm üretmeye çalışan kişi yerine, problemleri önceden tahmin ederek, zamanında önlem alabilecek yapıdaki kişidir” şeklinde biçimlenmiştir.
Yöneticilerin pek azı, yarın için gerekli ve yeterli kaynak hazırlar. Oysa fırtınalı dönemlerde, ani değişimlerin sert darbelerine hazırlıklı olmak, önlem almak ve önüne geçebilmek ve hatta bununla kalmayıp olası fırsatlardan yararlanabilmek bir o kadar önemli olmaktadır. Bu da, insan ve finanssal kaynakların gelecek için yönlendirilmesi ile mümkündür.
KAYNAK:
Filiz Atilla, Kriz ve Risk Yönetimi, Eğitim Semineri Notları 2008
علامه جعفری: خدایا تو را سوگند به عظمتت در این دار دنیا که جایگاه بده و بستان و معامله است موفق بفرما که ما مغبون نشویم آنچه که می گیریم بیارزد در مقابل آن سرمایه الهی حیات که از دست می دهیم